Skorsky Nereli? Bir Soru, Bir Hikâye, Bir Yük
Kayseri’nin Sokaklarında Bir Gece
Kayseri’nin soğuk rüzgârları her zaman bir yalnızlık hissi bırakır. Bir süre önce, şehrin en tenha sokaklarında yürürken, bir soru kafamı kurcalamaya başlamıştı: Skorsky nereli? Bu sorunun cevabını bulmak için bir yolculuğa çıkmaya karar verdim. Belki de bir şeyler anlamak, bir eksikliği tamamlamak için bir şeylere ihtiyacım vardı, bilmiyorum. Ama bu soru, içimde beklenmedik bir merak uyandırmıştı. Skorsky’nin kim olduğunu bilecek kadar bile tanımadığım, sadece birkaç kez duyduğum bir isimdi ama sanki yıllardır tanıyormuşum gibi bir bağ hissediyordum.
Bir gece, soğuk Kayseri akşamında yürürken, aklıma eski bir anı geldi. Birkaç yıl önce, bir kafede bir arkadaşımın anlattığı Skorsky hikâyesi, benim içimde çok şey uyandırmıştı. Kimdi bu adam? Bir uçak mıydı, bir kahraman mı, yoksa bir efsane mi? O gece, o eski anı bana bir şekilde burada, bu sokaklarda yakaladı. Sanki cevapları sadece bir adım ötede, bir köşe başında bulabileceğim gibiydi.
Heyecan, Umut ve Kırık Hayaller
Bir sabah, uyanırken içimde karmaşık bir duygu vardı. Hayatımda birçok şeyin eksik olduğunu hissediyordum. Kayseri’de yaşadığım hayat bana bir yandan huzur verirken, bir yandan da kendimi sıkışmış hissediyordum. Geriye dönüp bakınca, hayatımda bana ait bir şeylerin eksik olduğunu fark ettim. Sanki bir puzzle’ın kayıp parçasıydım, aradığım şey de belki bu parça, belki de Skorsky’ydi.
Her gün, Kayseri’nin sakin sokaklarında yürürken bu eksik parça hakkında düşünmek beni zorlayabiliyordu. Her insanın hayatında bir noktada kaybolmuşluk hissi vardır, diye düşünüyorum. O anda da ben o kaybolmuşluk hissindeydim. Skorsky’nin kim olduğunu bulmak, belki de kendi içimde bir eksikliği bulmama yardımcı olacaktı. Ama bu soru, basit bir meraktan çok daha fazlasını çağrıştırıyordu. Bir anlam arayışıydı bu; kaybolan bir parçayı bulmak için verilen bir çaba.
Skorsky: Bir Efsane mi?
Bir gün, kütüphanede eski kitaplara göz atarken, Skorsky ile ilgili birkaç satıra rastladım. Belli ki, adı birkaç defa geçmişti. Yavaşça okudum: “Skorsky, dünya çapında tanınan bir havacılık simgesi olarak ün salmış, kayıp bir efsanedir. Ancak kimse tam olarak nereli olduğunu bilmemektedir.” Cümle bitiminde bir boşluk vardı, bir eksiklik vardı. Bir kaybolmuşluk… Hangi ülkeden, hangi halktan, hangi topraklardan gelmişti?
Bu satırlarla birlikte, birden kendi içimde de bir eksiklik hissi uyanmaya başladı. Skorsky’nin kaybolmuşluğuna dair duyduğum heyecan, bana bir şeyler hatırlatıyordu. Bir zamanlar, belki de bir gün bir şeyler kaybolmuştu, ama neydi bu? Belki de ben de kaybolmuştum. Belki de Kayseri sokaklarında, o eski kafede, bir gün hayatımda kaybolan bir şeyleri bulacaktım. Ama bu, bir anlamda imkânsız bir yolculuktu. Sadece “nereli” sorusunun cevabını bulmak, içimdeki kaybolmuşluğu bulmaya yetmeyecekti.
Kaybolmuş Bir Hikâye
Skorsky’nin kim olduğunu araştırmaya başlarken, her adımda bir parça daha kaybolduğumu hissediyordum. Kayseri’nin o ıssız sokaklarında yürürken, bir tür içsel kaybolmuşluk hissi içimi sarmaya başlamıştı. Sanki Skorsky’yi tanımanın, bir kaybolmuşluğu tamamlamanın bir anlamı olmalıydı.
Bir arkadaşım, Skorsky’nin aslında bir uçak tasarımcısı olduğunu söyledi. Uçaklarla ilgili birkaç satır okudum ve gerçekten de ismi, mühendislik dünyasında çok sayıda havacılık meraklısı tarafından anılıyordu. Ama hala, ne zaman nereden geldiği, hangi topraklardan çıktığı, hangi duygularla dünyaya geldiği konusunda hiçbir şey bulamadım. Beni anlamayacak kadar uzak bir dünya gibiydi. O kadar yabancıydı ki, içimdeki eksik parça bir türlü yerine oturmuyordu.
Bir Adım Daha Yaklaşmak
Bir gün, o eski kafeye tekrar gittim. Burası Kayseri’nin en eski mekânlarından biriydi, yılların birikimi vardı her köşede. Her köşe, her masa bir anıyı, bir hatıra parçacığını taşıyordu. O gün yine o soruyu sordum içimde: Skorsky nereli? Cevabını bulacak gibi bir his vardı ama yine de belirsizdi. Cevaplardan çok, bu sorunun içimdeki yankısı beni başka bir yerlere çekiyordu.
O an, Kayseri’nin taş döşemeleri üzerindeki adımlarımın yankıları gibi, sorunun cevabı bir an bile olsa netleşti. “Belki de Skorsky bir simgedir,” dedim kendi kendime. “Belki de o, bir yerde bir kaybolmuşluğun simgesidir.” Sadece bir insanın adının ya da bir nesnenin “nereli” olduğunun bir önemi yoktu. O önemli olan şey, her kaybolan şeyin geride bıraktığı boşluktur. Bir kaybolan parça, bir eksiklik, bir arayış. Her şey bunun etrafında dönüyordu.
Sonuçta Ne Öğrendim?
O an, Kayseri’nin soğuk rüzgârlarında, adımlarımın sesinden başka hiçbir şey duymadan düşündüm. Skorsky, belki de bir efsane olmaktan çok, bir arayışın adıydı. Bu arayış, eksik bir parça bulma çabasıydı. Her kaybolan şeyin, bir noktada geri dönmesi gerektiği bir hikâyeydi. Belki de hayatımızdaki eksiklikler, ne zaman neye ihtiyaç duyduğumuzu anlamamız için vardır. Kaybolmuşluk, belki de bir arayışın, bir hayal kırıklığının başlangıcıydı. O kaybolmuş parça ne olursa olsun, aslında yolculuk her zaman en değerli kısımdı.